Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nin ilgi görüp görmeyeceğini baştan bilmiyorduk. Daha doğrusu, ilgi göreceğini belki biliyorduk da, bu ilginin boyutları bizim beklentilerimizi karşılayacak mıydı, bundan emin değildik.Yoksa neyi, nasıl yapacağımızı neredeyse bir yıl boyunca düşünmüştüm. Denebilir ki, iyi tasarlanmış, hangi konuları nasıl işlediğimizde en somut sonuçları alabileceğimizi adamakıllı düşündüğüm bir program, Atölye’nin iskeletini oluşturacaktı. On haftalık programın karşılıklı tartışma ve yorumlama biçiminde yürüttüğümüz hemen her dersinde yoğun biçimde uyguladığımız metin çözümleme çalışmasının amacı, katılımcıların etkin bir alış veriş içinde yeni düşüncelerle karşılaşmasını sağlamaktı.
Memduh Şevket Esendal, Vüs’at O. Bener, Füruzan, Ferit Edgü, Cemil Kavukçu ya da Barış Bıçakçı’nın öykülerini yalnızca farklı yazınsal seçimleri birbiriyle karşılaştırarak çözümlemiyor, her öyküyü sözcük sözcük, tümce tümce, hem anlam, hem de dil düzeyinde açımlamaya da çalışıyoruz. Katılımcıların, Demek ki böyle düşünüp yazılmalı, diyebilmesi, yazılanlardan önemli dersler çıkarmak sayılır.
Derslerin tek yanlı bilgi aktarımı biçiminde yürütülmesini aklımdan bile geçirmedim. Kimsenin bir başkasının bilgisine gereksinmesi olduğunu sanmıyorum. Öğrenilecek bilgiler herkesin ulaşabileceği kitaplarda duruyor, onlardır asıl bilgi kaynağımız. Evet, derli toplu bir sunuşla derse başlamak gerekir elbette, ama o sunuşlar sırasında hemen karşılıklı tartışmaya da dönüşmeli dersler.
Bu yöntemin tek sakıncası, tartışmada ipin ucunun kaçması, katılımcıların dersin konusunu kendi özel ilgi alanlarına çekmesi olabilir. Belki asıl konudan uzaklaştığımız dakikalar epeyce de olmuştur, ama tedirgin edici bir sorun yaşamadık. Kaldı ki, Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, katılımcılarını kendi seçmiyor. Böyle bir amacı da yok. Atölye bütün meraklılara açık. Birbirini tanımayan, birbirinden bazen çok farklı kişiliklere, alışkanlıklara, bilgi ve becerilere sahip katılımcıların tümünün birden ilgisini derse aynı ölçüde odaklamak olanaksızdır. Elbette herkes düşüncesini belirtecek, yorumlara katılacak, böylece kendi bilgisini sınayacaktır. Bu aynı zamanda gerçek bir katılım da sağlar. Yoksa yaptığımız işin adı atölye olmaz.
Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nin belki en belirgin farkı ders günü dışında her hafta bir gün yürüttüğümüz Serbest Zaman uygulaması. Katılımcıların dilediği her konunun ele alınabildiği Serbest Zaman’ları, çok büyük ölçüde katılımcıların yazdıkları metinlerin okunup değerlendirilmesi biçiminde yürütüyoruz. Herkesin öncelikli isteği de bu elbette. Kendi başına yeterliğini ölçemeyen yeni yazarların çevrelerinde danışabilecekleri kişilerin kolayca bulunduğu söylenemez. Pek az kişi sahiptir bu olanağa. Demek ki Atölye bu eksikliğin giderilmesi için büyük bir fırsat yerine geçiyor. Bunun farkındayım.
Yoğun metin okumalarıAtölye’nin üçüncü döneminin dördüncü grubuyla çalışmalarımız tamamlanmak üzere. Dört grupta toplam 66 kişiyle çalışmış oldum. Bu arada 66 katılımcının kaç öyküsünü okuduğumu hatırlamıyorum (not tutmam gerektiğini anladım). Gene de en az yüz elli öyküyü Serbest Zaman içinde okuyup birlikte tartıştığımızı, anlayıp yorumladığımızı söyleyebilirim. Yüz elli öyküyü (bu arada çok az sayıda deneme ve eleştiri yazısını) kendi başıma bir kez okuyup sonra da bir aradayken bir kez daha okuyup değerlendirmekten söz ediyorum.
Metinlerin nasıl başlayıp nasıl bittiği; hangi sözcüklerin nerede nasıl doğru ya da yanlış kullanıldığı; diyalogların nasıl kurulduğu, gereksiz sözlerle kalabalığa boğulup boğulmadığı; kişilerin metin içindeki gerçekliği; kapalılık ve açıklık; gerçekle kurmaca arasında kurduğu ilişkiler; yazınsal dili kullanma konusundaki eksikler; düzanlatım içinde de doğru dürüst bir Türkçeyle derli toplu metinler yazabilmenin yolları; her zaman daha iyisinin nasıl yapılabileceği gibi bir dizi konuyu içeren ders programıyla on hafta boyunca yoğun biçimde içli dışlı olan her katılımcı, kendine bir yol çizmek için gereken yakıtı alabilir.
Sonunda, on hafta uzun olmamakla birlikte, kısa da olmayan bir süre. Yarım ders yılına yakın. Bu süreyi okuma, yorumlama ve yazma etkinliğiyle geçirmek, daha başlangıç döneminde bile duruşumuzu değiştirebilir. Atölye’yi tamamlayanların en çok sözünü ettikleri kazanım, bakış açılarının değişmesi oluyor. Bu, aslında bizim için arayıp da bulamayacağımız, belki hak etmediğimiz bir övgü sayılır. Öte yandan, katılımcıların okudukları ve yazdıklarıyla ilgili bakış açılarının değişmesi, yazarlık serüveninin yarısına doğru yapılmış bir atak sayılır bence.
Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nin İstanbul’da yürütülen en yoğun yaratıcı yazarlık atölyesi olduğunu söyleyebilir miyiz, bilmiyorum, ama amacımız buna ulaşmak.