01 Ocak 2010 Cuma
YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN
Notos herkese iyi, güzel, sağlıklı, mutlu, yaratıcılık dolu, barış ve özgürlük içinde, ümit veren bir yıl diler.
06 Aralık 2009 Pazar
Notos'ta gelecek sayılar
Edebiyat dergiciliğinin yaşadığı güçlüklerden söz etmeyeceğim. Önce Kül Öykü'nün, ardından da Virgül'ün kapanması bunu yeterince anlatıyor. Gelgelelim, edebiyat dergilerinin yaşamını güvence altına almanın yalnızca o dergileri yayımlayanların değil, kültür yayıncılığının bütününün sorunu olduğunu da savunuyoruz. Demek ki Virgül'ün varlığını korumak, başta büyük yayınevleri olmak üzere, bütün yayınevlerinin yükümlülüğüydü. Bu bilinci taşıyanlar yok değil, ama sayıları çok az. Bu yüzden Notos'un güvencesi önce okurlarıdır, onlar her sayıdan iki tane de alır ya da kendileri alırken bir tane de yakınlarına aldırır, ama yayıncılık dünyasının Notos'u desteklemesini de elbette ararız.
Neden bilmiyoruz, Notos'un Haziran-Temmuz 16. sayısında dramatik bir düşüş oldu. Oysa Ağustos-Eylül sayısı en çok satış kaybı yaşanan sayı olmalıydı. Bu kez de Ağustos-Eylül sayısının 16. sayıdan daha da düşük olabileceği endişesiyle bekledik, neyse ki korktuğumuz başımıza gelmedi ve yüzde 15'lik bir artışla ilk toparlanma belirtisi kendini gösterdi. Ardından da 18. sayıda bir yüzde 8,5'luk artış daha olunca, toparlanmış olduk.
Gelgelelim, iki yıldır beri beklediğimiz de olmuyor, Notos'un satışı artmıyor. Nedenlerini sürekli düşünüyor, bu durumu değiştirmek için kafa patlatıyoruz. Bir gün mutlaka satışı birkaç sıçrama yapacak ve çok satan bir edebiyat dergisine dönüşecek Notos.
Özel bölümler için çağrı
Notos'un her sayısında bir özel konumuz olduğunu, bu konunun kapağımızın tasarımına yansıdığını biliyor okurlarımız. Konularımızı seçerken yeni, yenilikçi olmaya, gündeme gelmesini istediğimiz sorunları seçmeye özen gösteriyoruz.
Her yıl yayımlanan altı sayımızın ikisi dünya edebiyatının önde gelen yazarlarına ayrılıyor. Raymond Carver, Kafka, Dostoyevski ve Yaşar Kemal'den sonra, Amerikan edebiyatının belki en önemli yazarı sayılabilecek William Faulkner için bir bölüm hazırlamayı tasarlıyoruz.
Her yıl Şubat-Mart sayısını da geleneksel sorşturmamıza ayırıyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki sayıda gene önemli ve kalıcı bir soruşturmanın sonuçlarını açıklayacağız.
Notos'un önemli özelliklerinden biri, okurlarıyla kurduğu doğrudan ilişki. Bu tür bir ilişki biçimine kolay kolay rastlanmaz. Notos'un bu alışılmamış tutumu bu arada yeni yazarlar ortaya çıkmasını sağladığı gibi, okur çevremizi de genişletiyor. Notos, okurlarını derginin oluşumuna da zaman zaman katıyor. Bunun örnekleri sayfalarımıza daha önce yansıdı.
Okurlarımıza şimdi de bir çağrı yapıyor ve Notos'ta ele alınmasını istedikleri edebiyat ve kültür konularını bize önermelerini bekliyoruz. Bu öneriler aasından konularımızı seçelim, hazırlıkları da bizim görevlerimiz arasına girsin. Bunun Notos ile okurları arasında bugüne dek süren ilişkinin doğal bir parçası olduğu da kuşkusuz.
Neden bilmiyoruz, Notos'un Haziran-Temmuz 16. sayısında dramatik bir düşüş oldu. Oysa Ağustos-Eylül sayısı en çok satış kaybı yaşanan sayı olmalıydı. Bu kez de Ağustos-Eylül sayısının 16. sayıdan daha da düşük olabileceği endişesiyle bekledik, neyse ki korktuğumuz başımıza gelmedi ve yüzde 15'lik bir artışla ilk toparlanma belirtisi kendini gösterdi. Ardından da 18. sayıda bir yüzde 8,5'luk artış daha olunca, toparlanmış olduk.
Gelgelelim, iki yıldır beri beklediğimiz de olmuyor, Notos'un satışı artmıyor. Nedenlerini sürekli düşünüyor, bu durumu değiştirmek için kafa patlatıyoruz. Bir gün mutlaka satışı birkaç sıçrama yapacak ve çok satan bir edebiyat dergisine dönüşecek Notos.
Özel bölümler için çağrı
Notos'un her sayısında bir özel konumuz olduğunu, bu konunun kapağımızın tasarımına yansıdığını biliyor okurlarımız. Konularımızı seçerken yeni, yenilikçi olmaya, gündeme gelmesini istediğimiz sorunları seçmeye özen gösteriyoruz.
Her yıl yayımlanan altı sayımızın ikisi dünya edebiyatının önde gelen yazarlarına ayrılıyor. Raymond Carver, Kafka, Dostoyevski ve Yaşar Kemal'den sonra, Amerikan edebiyatının belki en önemli yazarı sayılabilecek William Faulkner için bir bölüm hazırlamayı tasarlıyoruz.
Her yıl Şubat-Mart sayısını da geleneksel sorşturmamıza ayırıyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki sayıda gene önemli ve kalıcı bir soruşturmanın sonuçlarını açıklayacağız.
Notos'un önemli özelliklerinden biri, okurlarıyla kurduğu doğrudan ilişki. Bu tür bir ilişki biçimine kolay kolay rastlanmaz. Notos'un bu alışılmamış tutumu bu arada yeni yazarlar ortaya çıkmasını sağladığı gibi, okur çevremizi de genişletiyor. Notos, okurlarını derginin oluşumuna da zaman zaman katıyor. Bunun örnekleri sayfalarımıza daha önce yansıdı.
Okurlarımıza şimdi de bir çağrı yapıyor ve Notos'ta ele alınmasını istedikleri edebiyat ve kültür konularını bize önermelerini bekliyoruz. Bu öneriler aasından konularımızı seçelim, hazırlıkları da bizim görevlerimiz arasına girsin. Bunun Notos ile okurları arasında bugüne dek süren ilişkinin doğal bir parçası olduğu da kuşkusuz.
29 Kasım 2009 Pazar
Notos'ta Hüseyin Cevahir'in edebiyat yazısı

Hüseyin Cevahir’in nitelikli ve
incelikli edebiyat anlayışı
Notos'un 19. sayısında önem verdiğimiz bir sürpriz var. Hüseyin Cevahir'in önemli bir edebiyat yazısı.
1968’lerin devrimci gençlik hareketleri neden sonra bütün bütüne siyasal hareketlere dönüşünce, göze alınmış sonlar da hiç kuşku yok ki umulmadık büyüklükte acılara neden oldu. Hüseyin Cevahir, 1968 gençlik hareketinin önderlerinden, Dev-Gençli, THKP-C’nin kurucularından, dönemin bugün de unutulmayan nitelik ve değerdeki adlarından. Onu bilenler hep siyasal kişiliğiyle biliyor, öyle de anıyor.
Notos’un bu sayısında Hüseyin Cevahir’in yazdığı bir edebiyat yazısını yeniden yayımlıyoruz. Tam da Nisan 1968’de, Yeni Eylem adlı edebiyat dergisinin 1. sayısında yayımlanmış bu yazı. Hüseyin Cevahir, 1 Haziran 1971'de, Mahir Çayan'la birlikte Maltepe'de askerlerle girdikleri çatışmada öldürüldüğünde yalnızca yirmi dört yaşında, bu sayıda yayımladığımız yazısını yazdığında yirmi bir yaşındaydı.
“Kalın Çizgilerle Edebiyatımızın Dünü”, Hüseyin Cevahir’in yazdığı sıradan bir yazı değil. Onun yirmi bir yaşında, genç bir devrimci aydın olarak siyasal savaşım içindeyken, aynı zamanda edebiyatımızın güncel sorunlarına, dönemin pek çok yazarının gösteremediği duyarlık ve nitelikte karşılıklar arayarak yazdığı bu yazı, yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda yazınsal bir belge.
Edebiyatımızın 1940-1968 arasında kalan dönemi için yaptığı değerlendirmede, 1960’larda okur sayısı gitgide çoğalırken, asıl sorunun edebiyat kültürünün hâlâ düşük düzeyde bulunmasından yakınıyor Hüseyin Cevahir. Dahası var: Toplumcu gerçekçi edebiyatın “propaganda edebiyatına dönüşmesi”; değerli yazarların sıradan olanların yanında gözden kaçması; Garip şairlerinin ve Nâzım Hikmet’in kalıpların dışına çıkışı; Türk şiirinin yenilikçi atılımı; kolaycı, ucuz çabaların değersizliği; tutuculuğun edebiyatımıza verdiği zararlar; 1950-60 kuşağının edebiyatımızdaki yeri; bu dönemlerin pek çok şairi ve yazarının gerçek değerleri... gibi bir dizi temel soruna, açıkça söylemek gerekirse, dönemin eleştirmenlerinin çoğundan daha yüksek düzeyde yorumlar getirmiş, karşılıklar aramış, keskin yargılar vermek yerine, anlamaya, çözümlemeye dayalı bir tutumla yaklaşmıştı.
Hüseyin Cevahir yazdığı öykülerle de bir genç öykücü olarak ilgi çekmeye başlamıştı. Onun bu yazısını alıp başucumuza, 1940-1968 dönemi edebiyatımızı anlamak için başvurulacak metinler arasına koyalım, hak etmiştir. 1968’in hemen öncesinde ve sonrasında yaşanan siyasal ortam, bir de 1973’ten hemen sonra yaşandı ve bu dönemlerin siyasal savaşımı içinde edebiyat kültürünün ne denli yüksek düzeyde bir yeri olduğunu Hüseyin Cevahir’in yazısından daha iyi hiçbir şey anlatamaz. Hüseyin Cevahir’in yazısını hatırlatmak, Notos için yazınsal bir ödev sayılır.
11 Ekim 2009 Pazar
Notos'un Ekim-Kasım, 18. sayısında Yaşar Kemal

Bütün Türkiye’de, 900 satış noktasında.
YAŞAR KEMAL
Edebiyatımızın büyük gurur kaynağı
• Sema Kaygusuz ile Yüzünde Bir Yer üstüne
• Julio Cortázar: “Hayat bana kimsesiz bir ada, kimsesiz bir oda olabilir.”
• Gözden kaçmış kitaplar...
İki aylık edebiyat dergisi Notos’un Ekim’de yayımlanan 18. sayısının kapak konusu, Yaşar Kemal-Edebiyatımızın büyük gurur kaynağı başlığını taşıyor. Yaşar Kemal’in yazdıkları üstünde bugüne dek yeterince durulmadığı düşüncesine dayanarak hazırlanan dosya, Emin Özdemir, A. Ömer Türkeş, Feridun Andaç, Hande Öğüt, Lütfi Özgünaydın, Deniz Gündoğan, Hülya Soyşekerci’nin yazılarından oluşuyor.
Edebiyatımızın yeni kuşaklarının değerli yazarlarından Sema Kaygusuz ile yeni romanı Yüzünde Bir Yer üstüne yapılan söyleşi de Notos’un bu sayısının öne çıkan bölümlerinden. Sema Kaygusuz hem yeni romanını, hem de bugüne dek yayımlanan kitaplarından çıkarak, edebiyat anlayışını anlatıyor.
Julio Cortázar ile yapılmış söyleşi de Notos’un nitelikli edebiyatı yakından izleyip öne çıkaran tutumunu güçlendiriyor.
Notos bu sayıda gözden kaçan kitapları da hatırlatıyor. Bazen okunmalarındaki güçlükler ve yayımlandıkları zamanın okuma kültürüne ters düşmeleri yüzünden, bazen de kendi dışlarındaki çeşitli siyasal, toplumsal nedenlerle gözden kaçan kitaplardan bir bölümü, bu sayının “Günlerin Getirdiği” bölümünü oluşturuyor.
02 Ekim 2009 Cuma
Çizginin ötesini görüyoruz
Kitap ve dergi yayıncılığının nasıl bir yaşam biçimi olduğunu herkese anlatmak kolay değil. Bu da “anlatılmaz, yaşanır” olanlardan.
Son yıllarda, ama özellikle krizin tokmağı vurduğu geçtiğimiz aralık ayından beri bu yaşam biçimi öylesine daraldı, daraltıldı ki, içerdekilerin soluk alıp vemesi güçleşti. Küçük yayıncılar kitap yayımlayamamanın eşiğinde.
Üç yıldan bu yana kitap satışları düşüyor. Krizde daha da düştüğünü söylemek bile söz kalabalığı. Buna da varız, ama baskı maliyetleriyle kâğıt fiyatlarının bir anda yukarı sıçraması daha yıkıcı oldu.
Notos’un bu krizdeki kaybı, büyük ağırlığı maliyetlerden kaynaklanarak, yaklaşık yüzde 40 dolayında. Tam da her şey iyi giderken ve birkaç basamak yukarı çıkmaya hazırlanırken, bu yüzden yerimizde sayıyoruz. Aşağıya sürüklenmedik, ama Mayıs 2007’den, neredeyse iki buçuk yıldan beri yerimizde saymak da iyi değil. Evet, krizin dibinden çıktı çıkacakken de ayakta Notos, hayati tehlike yaşamıyor, ama geleceğe ilişkin onca hayalimiz varken hep aynı yerde bulunmak da ağzımızın tadını bozmuyor değil.
Notos Kitap yalnızca kitap ve dergi satış gelirleriyle ayakta duracak noktaya gelmedi. Yalnızca bu ikisine dayanarak ayakta kalamayacağı için, ancak yan gelirlerimizin tümünü Notos Kitap’a aktararak kendimizi bulunduğumuz yerde sağlama alabiliyoruz. Okurlarımızın bildiği saydamlığımızın da ötesine geçebilecek olanlardan söz etmeyelim, kendi telif ücretlerimizi, yaptığımız başka işlerden kazandıklarımızı, bankadan aldığımız küçük krediyi, çok daha özel sayılabilecek gelirlerimizi olduğu gibi Notos’a aktarıyoruz.
İyi de ediyoruz, çünkü Notos’un yakın gelecekte ciddi bir sıçrama yapacağına olan inancımız, bu tutumu çok anlamlı kılıyor. Öte yandan Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nin gördüğü ilginin gitgide çoğalması, yaptığımız edebiyat-kültür yayıncılığının değerlerine canı bir katkıyı ortaya çıkarmış durumda.
Önümüzü sınırlayan çizgiyi bugüne dek geçemediysek, tek nedeni ekonomik olanaklarımızın çemberi kıramamasıdır. Bu yüzden iki kişi yerine, üç ya da dört kişiyle çalışamıyoruz. Bu da üretkenliğimizi sınırlıyor. Geçen yirmi yedi ayda, yirmi yedi kitap yayımlamışız –yılda altı sayı Notos dışında. Aylık kitap ortalamamız 1. Oysa yalnızca bu ortalamanın 1,5 olması bile önemliydi. Kaldı ki, artık aylık ortalamamızı 2’ye çıkarmamız da gerekiyor. Notos’un ulaştığı etkinlik düzeyi bunu zorluyor. O noktaya geldiğimizde ve yayımladığımız toplam kitap sayısı 70-80’i geçtiğinde, o zaman gerçek anlamda kendi yağımızla kavrulmaya ve hemen çizginin ötesine geçmeye başlayacağız. Bunu görüyoruz.
Okurlarımızdan, anlamlı olup olmadığını tam kestiremediğimiz iki beklentimiz var: Notos adını bulundukları her yerde izlemeleri, sözgelimi bir kitapçıda Notos Kitap’ın yayımladığı yeni bir kitabı gördüklerinde en azından ellerine alıp bakmaları, bulundukları yerdeki kitapçılara Notos’un kitaplarını sormaları. İkincisi de, elinizdeki Notos’u iki ayda bir alıp okumanın yanı sıra bir arkadaşlarına daha aldırmaları. Kolay değil, biliyorum, ama neden olmasın.
Son yıllarda, ama özellikle krizin tokmağı vurduğu geçtiğimiz aralık ayından beri bu yaşam biçimi öylesine daraldı, daraltıldı ki, içerdekilerin soluk alıp vemesi güçleşti. Küçük yayıncılar kitap yayımlayamamanın eşiğinde.
Üç yıldan bu yana kitap satışları düşüyor. Krizde daha da düştüğünü söylemek bile söz kalabalığı. Buna da varız, ama baskı maliyetleriyle kâğıt fiyatlarının bir anda yukarı sıçraması daha yıkıcı oldu.
Notos’un bu krizdeki kaybı, büyük ağırlığı maliyetlerden kaynaklanarak, yaklaşık yüzde 40 dolayında. Tam da her şey iyi giderken ve birkaç basamak yukarı çıkmaya hazırlanırken, bu yüzden yerimizde sayıyoruz. Aşağıya sürüklenmedik, ama Mayıs 2007’den, neredeyse iki buçuk yıldan beri yerimizde saymak da iyi değil. Evet, krizin dibinden çıktı çıkacakken de ayakta Notos, hayati tehlike yaşamıyor, ama geleceğe ilişkin onca hayalimiz varken hep aynı yerde bulunmak da ağzımızın tadını bozmuyor değil.
Notos Kitap yalnızca kitap ve dergi satış gelirleriyle ayakta duracak noktaya gelmedi. Yalnızca bu ikisine dayanarak ayakta kalamayacağı için, ancak yan gelirlerimizin tümünü Notos Kitap’a aktararak kendimizi bulunduğumuz yerde sağlama alabiliyoruz. Okurlarımızın bildiği saydamlığımızın da ötesine geçebilecek olanlardan söz etmeyelim, kendi telif ücretlerimizi, yaptığımız başka işlerden kazandıklarımızı, bankadan aldığımız küçük krediyi, çok daha özel sayılabilecek gelirlerimizi olduğu gibi Notos’a aktarıyoruz.
İyi de ediyoruz, çünkü Notos’un yakın gelecekte ciddi bir sıçrama yapacağına olan inancımız, bu tutumu çok anlamlı kılıyor. Öte yandan Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nin gördüğü ilginin gitgide çoğalması, yaptığımız edebiyat-kültür yayıncılığının değerlerine canı bir katkıyı ortaya çıkarmış durumda.
Önümüzü sınırlayan çizgiyi bugüne dek geçemediysek, tek nedeni ekonomik olanaklarımızın çemberi kıramamasıdır. Bu yüzden iki kişi yerine, üç ya da dört kişiyle çalışamıyoruz. Bu da üretkenliğimizi sınırlıyor. Geçen yirmi yedi ayda, yirmi yedi kitap yayımlamışız –yılda altı sayı Notos dışında. Aylık kitap ortalamamız 1. Oysa yalnızca bu ortalamanın 1,5 olması bile önemliydi. Kaldı ki, artık aylık ortalamamızı 2’ye çıkarmamız da gerekiyor. Notos’un ulaştığı etkinlik düzeyi bunu zorluyor. O noktaya geldiğimizde ve yayımladığımız toplam kitap sayısı 70-80’i geçtiğinde, o zaman gerçek anlamda kendi yağımızla kavrulmaya ve hemen çizginin ötesine geçmeye başlayacağız. Bunu görüyoruz.
Okurlarımızdan, anlamlı olup olmadığını tam kestiremediğimiz iki beklentimiz var: Notos adını bulundukları her yerde izlemeleri, sözgelimi bir kitapçıda Notos Kitap’ın yayımladığı yeni bir kitabı gördüklerinde en azından ellerine alıp bakmaları, bulundukları yerdeki kitapçılara Notos’un kitaplarını sormaları. İkincisi de, elinizdeki Notos’u iki ayda bir alıp okumanın yanı sıra bir arkadaşlarına daha aldırmaları. Kolay değil, biliyorum, ama neden olmasın.
11 Ağustos 2009 Salı
Notos'un Ekim sayısında Yaşar Kemal

Notos'un her sayısında kapağına çıkardığı dosya çalışmalarının bazılarını yazarlara ayırdığımız biliniyor. Bugüne dek Raymond Carver ve Kirli Gerçekçilik, Kafka ve Dostoyevski bölümleri hazırladık. Her üçü de Notos'un en çok ilgi gören sayıları arasında oldu.
Ekim-Kasım, 18. sayısında da Yaşar Kemal üstüne bir dosya hazırlıyoruz.
Önceki üç yazarımız için hazırladığımız dosyalar bugüne dek dergilerde az rastlanır kapsamda, uzun yıllar boyunca başucunda tutulacak nitelikte olmuştu.
Amacımız Yaşar Kemal için de aynı nitelikte bir dosya hazırlamak. Bu da elbette girişimlerimizin sonuçlarına bağlı.
En azından, meraklı okurlarının Notos'un bu sayısını bekleyeceğinden kuşkumuz yok.
29 Temmuz 2009 Çarşamba
Notos'un Ağustos-Eylül 15. sayısında yeni yollar...

Edebiyatımızın önünü açacak yollar
• Metin Yeğin:
“Programım, yeryüzünün lanetlilerinin programı.”
• Lal Laleş ile Kürt edebiyatı ve şiir
• Bodrum’un Kültür Sanat Haritası
İki aylık edebiyat dergisi Notos’un Ağustos’ta yayımlanan 17. sayısının kapak konusu, Edebiyatımızın önünü açacak yollar başlığını taşıyor. “Kalıpların dışına çıkmak için hangi yeni biçimler denenebilir?” sorusu çevresinde, bugüne dek gündeme getirilmemiş bir yazınsal sorunu ele alan Notos, edebiyatımızın yakın geleceğine ışık tutacak yazınsal arayışları, biçimleri, deneysel edebiyatın sınırlarını tartışıyor. Hasan Bülent Kahraman, Deniz Gündoğan, Cem Akaş, Faruk Duman, Hande Öğüt, Cem Uçan, Özcan Doğan, Kaya Genç, Özcan Türkmen, Cihan Serdar Kızılcık, Ömer Ayhan, Semih Gümüş’ün yazılarıyla.
Sıra dışı bir gezgin olan Metin Yeğin de, Latin Amerika başta olmak üzere, dünyanın çok çeşitli yerlerine yaptığı gezileri, yaşadıklarını, yaptıklarını Notos’a anlattı. “Programım, yeryüzünün lanetlilerinin programı,” diyen Metin Yeğin, dolaştığı yerler için yaptığı belgesel filmlerle farklı kültürleri bizim dünyamıza taşıyor.
Şair, çevirmen, yayıncı Lal Laleş ile kendi şiiri ve Kürt edebiyatı üstüne yapılan söyleşi de derginin bu sayısının özel bölümlerinden.
Notos’un bu sayısında her zaman yaz mevsiminin odak noktasına kurulan Bodrum’un kültür ve sanat mekânlarını tanıtan Bodrum’un Kültür Sanat Haritası da var. Bölüm, Bodrum’da yaşayan ressam Turan Erol ile yazar İlker Karakaş’ın gözlemleriyle tamamlanmış.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)